Aksu Akçaoğlu, “Zarif ve Dinen Makbûl: Muhafazakâr Üst-Orta Sınıf Habitusu” adlı çalışmasında AK Parti’nin kuruluşu sonrası muhafazakâr orta sınıf beğenisinde yaşanan dönüşümü ele almaktadır. AK Parti’yi kuran kadronun, öncülü olan Millî Görüş Hareketi’nden kopuşu, partileşmesi ve kısa süre sonra da iktidar oluşunun tetiklediği değişim siyasi alanla sınırlı kalmamış, etkilerini toplumsal uzamda da göstermeye başlamış ve bu süreçte tüketim ve gösterişe mesafeli, dayanışmacı bir İslamcılık, yerini üst-orta sınıflar arasında burjuva kültürüyle barışık yeni bir muhafazakârlığa bırakmıştı. Bu kapsamda, kanaatkârlığın ve sadeliğin içkin olduğu bir kolektivizmin sınıf farklılıklarını soğurduğu bir toplumsallıktan Çukurambar örneğinde belirginleşen, orta sınıf konumunun gösterişçi sunumuna uzanan dönüşüm hayli çarpıcıdır. Muhafazakâr beğenideki sözü edilen dönüşümün izlerini süren Aksu Akçaoğlu, çalışması için bu dönüşümün somut olarak gözlemlenebildiği Ankara’nın Çukurambar Mahallesi’ni incelemiştir. Akçaoğlu’nun 2017 senesinde tamamladığı doktora tezinin kitaplaştırılmış hâli olan bu çalışma, yazarın Kasım 2012- Haziran 2013 tarihleri arasında Çukurambar Mahallesi’nde yürüttüğü etnografik araştırmaya dayanarak AK Parti iktidarı ile İslamcılığın kapitalist piyasa ekonomisi ve mevcut siyasi düzenle barışık bir muhafazakârlığa evrilişinin sınıfsal izdüşümlerini ortaya koymaktadır. Akçaoğlu, etnografik araştırmasını ‘habitus’u temel alan düşünümsel bir yaklaşımla inşa etmiş ve gözlemci katılımcı bir yöntemle, bir insanı makbûl muhafazakâra dönüştüren söylemsel ve bedensel araçları alanda çalışırken yakından inceleme imkânı bulmuştur.

AK Parti’nin kuruluşuyla beraber İslamcılık düzenle bütünleşmenin yanında meşru muhafazakârlığın sınırlarını İslamcılığı da içerecek şekilde genişletmiştir

Akçaoğlu, kuramsal açıdan Bourdieucu bir perspektifle kotardığı çalışmasında, toplumsal uzam, fiziksel uzam ve sembolik uzam arasında bir eşmantıklılık kurarak, toplumsal uzamın kendisini en belirgin şekilde iskân edinilen yerde açığa çıkardığını belirtmektedir. Bunun yanı sıra, fiziksel uzamda somutlaşan toplumsal yapıların, zihinsel yapılara ve sosyal görme ve ayrım ilkelerine dönüştüğünü vurgulamaktadır. Akçaoğlu’nun Çukurambar semtindeki mekânsal dönüşümü, ona eşlik eden toplumsal ve sembolik dönüşümlerle ilişki içinde inceleyebilmesine izin veren işte bu kuramsal yaklaşımdır. Bilindiği üzere Pierre Bourdieu’nun çalışmaları tüm toplumsal ve zihinsel yapıların mekânsal bir karşılığının olduğunu, sosyal mesafe ve iktidar ilişkilerinin mekânsal mesafe ile hem ifade edildiğini hem de güçlendirildiğini, sermaye birikiminin merkezine yakınlığın sosyal değişimin anahtar unsuru olduğunu saptamaktadır. Ayrıca Bourdieu, sosyo-mekânsal dönüşümün beğeniler üzerindeki etkisinden de bahsederek, büyük dönüşümlerin bireyler üzerindeki etkilerinin izini sürmektedir. Bourdieu sosyolojisinin, iktidar mücadeleleri, toplumsal konum ve bireysel eylem arasında kurduğu ilişkiselliği çalışmasına uyarlayan Akçaoğlu, muhafazakârlık ve onun bir varyantı olan İslamcılığın niteliğini belirleyen şeyin iktidar mücadeleleri olduğunu vurgulamaktadır. İktidar mücadelesi ekseninde tarif edilen İslamcılık ve muhafazakârlığın AK Parti öncesi ve sonrasında yaşadığı yapısal dönüşüm bu çalışmanın da ana eksenini oluşturmaktadır. Akçaoğlu, çalışmasında İslamcılık ile muhafazakârlık arasındaki ayrımın yapay olduğunu ve İslamcılığı, muhafazakâr düşüncenin Türkiye’de büründüğü özgün bir form olarak nitelemektedir. Ona göre İslamcılık, yakın zamana kadar devletin sınırlarını belirlediği meşru muhafazakârlık çerçevesinin dışında kalmıştır. AK Parti’nin kuruluşuyla beraber İslamcılık düzenle bütünleşmenin yanında meşru muhafazakârlığın sınırlarını İslamcılığı da içerecek şekilde genişletmiştir.

Sınfsal Konum ve İnançla Uyumlu Yeni Bir Hayat Tarzı İnşası

Çalışmasında muhafazakârlığı çok boyutlu bir kavram olarak niteleyen Akçaoğlu, bir ideolojiye işaret ettiği gibi herhangi bir bireyi muhafazakâr kılan eylem setini de işaret etmektedir. Muhafazakârlıkta yaşanan dönüşümün en önemli sonuçlarından biri orta sınıf muhafazakârların hem toplumsal konumlarıyla hem de inançlarıyla uyumlu yeni bir hayat tarzı inşa etmeye koyulmaları olmuştur. Hayat tarzında kendini gösteren bu dönüşüm ilk olarak muhafazakâr orta sınıfların şehrin popüler muhitlerindeki lüks sitelere yerleşmelerine ve fiziksel mekânın büründüğü yeni biçime yansımıştır. Akçaoğlu’na göre tüm bu dönüşümde muhafazakâr orta sınıf beğenisinin sınırlarını belirleyen, Kur’an, sünnet ve hadislere göre yaşama hassasiyeti olmuştur. Dinin belirlediği sınırlar içerisinde muhafazakâr orta sınıflar mobilyalarına, kıyafetlerine ve bedenlerine alışık olmadıkları yeni bir tarz vermişler ve bu yeni hayat tarzını toplumsal hayatta sunma konusunda kendilerini eskiye nazaran daha rahat hissetmişlerdir; böylece muhafazakâr çekimserlik ya da içe kapanıklık ortadan kalkmıştır. Tüm bu dönüşümler ise hem seküler çevrelerden hem de İslamcılardan gelen kültürel yabancılaşma ve burjuvalaşma eleştirileri neticesinde oldukça gerilimli bir atmosferde gerçekleşmiştir. Bu gerilime orta sınıf konumuyla muhafazakâr kimlik arasında bir denge bularak son verme arayışı Ankara’nın en popüler muhafazakâr orta sınıf muhitlerinden biri olan Çukurambar’daki toplumsal hayatın merkezine yerleşmiştir.

Akçaoğlu’na göre Çukurambar’ın muhafazakâr kimliği siyaset ve piyasa dinamiklerinin ortak bir ürünüdür. Özellikle 2002 seçimleri sonrasında AK Parti milletvekillerinin Oran’daki meclis lojmanlarından Çukurambar’a taşınmaları mahalledeki dönüşümü tetiklemiştir. Bu kapsamda Çukurambar’ın bir üst-orta sınıf mahallesine dönüşümü mahallede siyasi sermayenin yoğunlaşmasıyla müteahhitlerin rant arayışlarının birlikteliğine dayanmaktadır. Çukurambar muhafazakârlığının ilgi çekici yönü ise mahalle sakinlerinin çoğunun muhafazakâr olmayışıdır. Sakinlerinin çoğunun muhafazakâr olmadığı bir mahalleyi muhafazakâr yapan şey ise mahallede yoğunlaşan muhafazakâr siyasetçilerin sembolik iktidarıdır ki bu sembolik iktidar baskı olmaksızın etki üretebilme kapasitesine sahiptir. Çukurambar örneğinde bu sembolik iktidar hayat tarzını belirleyen ticari girişimcilerin (kafe, restoran ve süpermarket işletmecilerinin) algı şemalarını muhafazakâr bir tarzda şekillendirmiş ve çeşitli işletmelerin, muhafazakâr siyasetçilerin beğenilerine göre yeniden biçimlendirilmesine yol açarak mahallenin yeni kimliğini belirlemiştir. Akçaoğlu’na göre Çukurambar’daki muhafazakârlık, “mekânı muhafazakâr beğeniye göre yeniden yapılandıran ve böylece muhafazakârları mahalleye çeken ekonomik girişimcilerin siyasi sermaye tarafından deforme edilmiş bakışının ürünüdür” ve Çukurambar’da mekânın harcına katılan bu muhafazakâr duyarlılık Ankara’nın dört bir yanındaki muhafazakâr orta sınıfları mahallede sosyalleşmeye çekmektedir. Muhafazakârları Çukurambar’da rahat hissettiren, muhafazakârlar ve lâikler arasındaki sembolik mücadelenin kentin diğer popüler muhitlerinin aksine muhafazakârlar lehine ters yüz edilmesidir. İşte muhafazakâr orta sınıfların kendilerini Çukurambar’da rahat hissetmelerinin altında bu sembolik dönüşüm yatmaktadır. Özellikle tesettürlü muhafazakâr kadınların şehrin farklı muhitlerinde hissettikleri damgalı olma hâli Çukurambar’da buharlaşmaktadır; Akçaoğlu’nun alanda yaptığı görüşmelerde muhafazakâr failler, kendilerini Çukurambar’da kentin başka hiçbir yerinde olmadığı kadar rahat hissettiklerini vurgulamaktadırlar.

Bu dönüşümlerin muhafazakâr bireyler üzerindeki yansıması, kendilerini içinde buldukları bu yeni koşullarda hayat tarzlarını yeniden inşa etmek olmuştur

Akçaoğlu, yukarıda bahsedilen dönüşümün siyaset alanında tâbi olan konumdan hâkim olan konuma yerleşmenin toplumsal uzamdaki yansıması olduğunu ve muhafazakâr orta sınıfların mevcut toplumsal hayat karşısındaki muhalif tavırlarının tedricen ortadan kalkmasıyla olanaklı hale geldiğini belirtmektedir.  AK Parti’nin iktidara gelişinin ertesinde, kapitalist piyasa sistemine, laik devlete, modern sosyal ilişkilere karşı geliştirilen muhafazakâr eleştiriler gücünü yitirmiş, alternatif bir toplumsal düzen arayışı kaybolmuş ve dayanışmacı bir toplumsal hayatın bireysel tercihler üzerindeki güçlü etkileri de zayıflamıştı. Bu dönüşümlerin muhafazakâr bireyler üzerindeki yansıması, kendilerini içinde buldukları bu yeni koşullarda hayat tarzlarını yeniden inşa etmek olmuştur. Aksu Akçaoğlu’na göre zarif ve dinen makbûl beğeni, “Çukurambar’daki muhafazakâr orta sınıfların çeşitli alanlarda yaptıkları birbiriyle ilişkisiz gibi görünen tercihlerin altında yatan temel ve ortak ilkedir”. Hayat tarzının yeniden inşası ilk olarak, taşınılan yeni evin dekorasyonunda kendini göstermiştir; muhafazakâr detaylarla süslenmiş odalar için modern mobilyalar tercih edilmiştir. İkinci olarak, muhafazakâr orta sınıfların yeni muhitlerinde geliştirdikleri sosyalleşme biçiminde somutlaşmıştır. Sohbet toplantıları gibi muhafazakâr sosyalleşme biçimlerinin yanında, kafelerde, restoranlarda, spor salonlarında ya da tatil yerlerinde peşine düşülen orta sınıf keyifleri etrafında bir sosyalleşme kendini göstermeye başlamıştır. Muhafazakâr hayat tarzı üçüncü olarak, en yalın haliyle giyim tarzına yansıyan yeni bir güzellik tanımının geliştirilmesinde somutlaşmıştır (Akçaoğlu’na göre kadın dergileri üzerinden muhafazakâr beğeninin geçirdiği söz konusu dönüşümü tespit etmek mümkündür;  AK Parti öncesi dönemde basılan kadın dergileri toplumsal ahlâkı temel alıp, din kardeşlerinin ortak sorun ve ilgi alanlarına yönelik bir İslami bakış açısı sunarlarken yeni moda dergileri zarif olanla bireysel ahlâk arasında bir eşgüdüm sağlamaya yönelik bir bakış sunmaktadırlar). Bunlara ilaveten medya ve özellikle de diziler orta sınıf konumunun toplumsal hayatta sunumu hakkında bir şablon vazifesi görmektedir. Akçaoğlu, tüm yeniliklere iliştirilen İslami simgelerin muhafazakâr orta sınıf beğenisinin ürettiği yeniliklere geleneksel bir boyut katarak yeni olanı tanıdık kıldığını vurgulamaktadır.

Ahlaki Çöküş Probleminin Çözümü ‘Toplum’da Değil ‘Birey’de

Akçaoğlu, alanda yaptığı görüşmelerde muhafazakâr tüketici damgasının orta sınıf muhafazakârlar arasında bir gerilim yarattığını gözlemlediğini vurgulamaktadır. Akçaoğlu’na göre bu, “dinen makbûl ve milli kültüre yabancı olmayan bir orta sınıf inşa etme gerilimidir”. Bu kapsamda Çukurambar’ın muhafazakâr sakinlerinin kültürel yabancılaşma eleştirilerine karşı geliştirdikleri strateji, gösterdikleri yoğun dini emeğin yanında söz konusu eleştiriyi sahiplenerek kültürel yabancılaşmadan şikâyetçi olmak ve böylece mahalleye yönelmiş eleştirileri sahiplenerek eleştiriyi reddetmek şeklinde kendini göstermektedir. Tüm bunların yanında ahlaki çöküşün toplumsal hayattaki en büyük problem olduğu düşüncesi Çukurambar’ın muhafazakâr orta sınıflarında da varlığını sürdürmektedir. Bu problemin çözümünü ise eskiden olduğu gibi mevcut düzene toplumsal bir eleştiri getirerek değil bireysel planda görmektedirler.

Böylesi bir toplumsal hayatta ahlâkın bireysel planda da korunabileceği savunusu ise Türkiye İslamcı muhafazakârlığının genel eğilimleriyle çelişen bir yönelime işaret etmektedir

Aksu Akçaoğlu’nun çalışması, AK Parti iktidarı sonrası muhafazakâr orta sınıfların yaşadığı dönüşümün mekânsal uzamda yarattığı etkiye odaklanmaktadır. Piyasa koşulları ve sınıfsal konumun belirlediği bir toplumsal gerçeklik içinde dünyayı deneyimleyen üst-orta sınıftan muhafazakâr failler Çukurambar Mahallesi’nde inançlarıyla uyarlı olduğunu düşündükleri bir beğeni inşa etme çabası içine girmişlerdir. Ancak bu çabalarına karşın tatil, mekân tercihleri, dekorasyon, takip edilen televizyon dizileri ve moda gibi çeşitli tüketim alışkanlıklarında daha çok sınıfın merkezde olduğu bir gerçeklik karşımıza çıkmaktadır. Muhafazakâr kültürel kimliğin etkisi Akçaoğlu’nun yaptığı görüşmelerde failler tarafından sürekli vurgulansa da sınıfa dönük eğilimler merkezde yoğunlaştıkça, muhafazakâr kültürel kimlikle ilgili dinamikler imaj boyutundan öteye gidememektedir.  Üst orta sınıf konumunun belirlediği bir toplumsal hayat içinde bireysel planda çerçevelenen dinen makbûl olanı sınıfsal konumla uyarlı bir şekilde ortaya koyma çabası AK Parti öncesinin korporatist, gösteriş ve tüketime mesafeli muhafazakârlık anlayışıyla çelişmektedir. Din kardeşliği duygusu ve kanaatkârlığın sınıf farklılıklarını soğurduğu bir muhafazakârlık anlayışı Çukurambar örneğinde kapitalist toplumu meşru kabul eden bireyci bir muhafazakârlığa dönüşmüş bulunmaktadır. Böylesi bir toplumsal hayatta ahlâkın bireysel planda da korunabileceği savunusu ise Türkiye İslamcı muhafazakârlığının genel eğilimleriyle çelişen bir yönelime işaret etmektedir.