İktidar Nedir, kitap

Felsefi düşünceyi akademiyle sınırlı bir soyutlama olmanın ötesine taşımaya çalışan ve günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkati çeken Byung-Chul Han, içinden geçmekte olduğumuz pandemi sürecinde, modern hayat ve kapitalizm üzerine görüşlerine sıkça başvurulan bir düşünür. Almanya’da felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisi üzerine eğitim gören ve ‘Heidegger’in Kalbi’ ismiyle basılan doktora tezinin ardından akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Chul Han, araştırmalarında on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, etik, fenomenoloji, kültür kuramı, estetik, din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konular üzerinde yoğunlaşıyor. 2012 yılından bu yana Berlin Sanat Üniversitesi’nde ders veren Chul Han’ın, ‘Şiddetin Topolojisi’ (2016), ‘Şeffaflık Toplumu’ (2017), ‘Zamanın Kokusu: Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme’ (2018), ‘Psikopolitika’ (2019), ‘Eros’un Istırabı’ (2019), ‘Yorgunluk Toplumu’(2019), ‘Güzeli Kurtarmak’ (2020), ‘Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü’ (2021) gibi Türkçe’ye çevrilen birçok kitabı bulunuyor.

Byung-Chul Han

İktidar, bireyler arası ilişkilerin olduğu kadar belirli dolayımlar üzerinden modern bürokratik mekanizmaların da yapısal, merkezi bir unsuru olarak hayatımıza sürekli etki ediyor. Gündelik hayatın merceğinden bakıldığında onun kuşatıcılığının verdiği bir aşinalık duygusuyla üstünde pek de durmadığımız, ancak entelektüel bir ilginin zaviyesinden bakıldığında hayatımıza olan etkilerini ve belirleyiciliğini daha belirgin şekilde ayırt edebildiğimiz bir olgu. İktidarın sürekli büyüyen ve güçlenen bürokratik mekanizmalar üzerinden bireylerin hayatını daha çok kuşattığı bir çağda yaşıyoruz. İçinden geçtiğimiz Covid-19 pandemisi ise, kabul etmek gerekir ki bu sürecin daha da somutlaştığı bir tarihsel kesiti meydana getiriyor. Hayatlarımıza dair belirsizliklerin yakıcı bir hâl aldığı ve iktidar yapılarının gündelik hayatın kılcal damarlarına varıncaya kadar nüfuz edebildiği bugünlerde iktidar kavramı üzerine düşünmenin belki de tam sırası.

Chul Han’a göre her iktidar uzamı, öteki karşısında sürekliliğini devam ettiren bir kendisi olma durumudur. İktidardan alınan zevk de muhtemelen bu süreklilik hissine dayanır.

İktidar, birçok düşünürün üzerinde durduğu ve farklı yaklaşımlarla tanımladığı bir kavram. Siyasetten sosyal bilimlere, psikolojiden felsefeye kadar farklı akademik/düşünsel disiplinler bu kavramı farklı boyutlarıyla ve kimi zaman da birbiriyle ilişkisel şekilde ele alıyor. Özellikle ilişkisel okuma bize iktidar olgusunda kendini gösteren belirli sabit eğilimlerin varlığını da gösteriyor. İşte İktidar Nedir?adlı çalışması ile Byung-Chul Han, iktidar gibi çok boyutlu ve birçok alanla ilişkisel şekilde incelenebilen bu olgu/kavram üzerine kısa ancak etkili ve zihin açıcı bir çalışma sunuyor. Chul Han, iktidarı mantık, semantik, metafizik, siyaset, etik gibi alanlarla ilişki içinde ele alırken Max Weber’den Hannah Arendt’e farklı birçok düşünürün iktidar ve güç üzerine görüşlerini eleştirel bir gözle analiz ediyor.

Bireye İçkin İktidar Dinamiği

Byung-Chul Han, ipsosentrik (iç merkezci) bir okumayla ‘ben’in (ego), kendiliğini ‘alter’ (öteki) de sürdürmesi olarak tanımladığı iktidarın ona maruz kalan özne tarafından kendi eylediği bir şeymişçesine kabullenilip içselleştirildiğini belirtiyor. Dolayısıyla iktidarın, ona maruz kalan fail üzerindeki etkisinin ‘zorundayım’ şeklinde bir itkiyle değil ‘istiyorum’ şeklinde empatik bir evetle çalıştığını, bunun da eylemi daha motive edici kıldığını vurgulayarak iktidarın pasif şekilde deneyimlenen bir olgu olmadığını, ötekinin çabası ya da kararı olmadan etki edebilmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Chul Han, çalışmasında bu birey merkezli iktidar okumasını genişleterek çözümlemesini bütüncül bir boyuta da kavuşturarak iktidarı farklı disiplinlerin merceğinde çözümlemeye çalışıyor.

Chul Han’a göre her iktidar uzamı, öteki karşısında sürekliliğini devam ettiren bir kendisi olma durumudur. Bu bağlamda süreklilik ve öznellik, iktidarın tüm tezahürlerinin ortak yapısal unsurlarıdır. Dolayısıyla bireylerden tutun devlet gibi aşırı bireyüstü yapılara kadar iktidar uzamı, kendiliğinin sürekliliğini sağlama çabasından başka bir şey değildir. İktidardan alınan zevk de muhtemelen bu süreklilik hissine dayanır.

Chul Han, iktidarın karmaşık doğasına da dikkati çekiyor; ona göre iktidar ile onun öznesi arasındaki ilişki basitçe, bir güç ya da etki nedenselliğine dayandırılamaz. Nedensellik gibi yaşamı, hatta bilişsel yaşamı dâhi açıklamak için yeterli olmayan bir kategori, karmaşık ilişkileri, özellikle de iktidar gibi farklı süreçlerin meydana getirdiği bir olguyu açıklamakta gayet yetersiz kalır. Yazara göre, organik yaşamın ve bilişsel yaşamın karmaşıklığı iktidarın neden ile sonuç arasındaki doğrusal ilişkiye çevrilemeyen doğasını da belirler. İşte bu, iktidarı basit bir güç ve etki nedenselliğinin elde edebileceği fiziksel şiddetten ayrıştırır.

Chul Han, gücün basit şekilde yukarıdan aşağıya doğru yayıldığı bir iktidar modelini kabul etmez. Ona göre, iktidar sahibinin gücü arttığı oranda astlarına bağımlılığı da artar; iktidarın artan karmaşıklığı, onu diyalektik olarak çok yönlü bağımlılıklara zorunlu kılar.

Açık Baskı ve Şiddetle İktidar Oluşmaz

İktidar, ona maruz kalan öznenin eylemine yön veren bir uzam açar, yani eylemin bir anlam kazanmasını, bir bakıma nedensellik ya da eylem zincirinin öncesinde gerçekleşen bir özgürlük alanı oluşmasını sağlar. Dolayısıyla iktidarın çalışabilmesi için faillerin karar verebilecekleri özgür bir alana, bir uzama ihtiyaç vardır. Böylece iktidar buyruğu bu uzamda içselleştirilerek kabul edilir ve fail tarafından özgür şekilde uygulanır. Chul Han, gerçek bir iktidar ilişkisinin ancak bu şekilde kurulabildiğini vurgular. Böylece iktidar, ötekine, iradesine uyarlı şekilde karar alması için etki eder ve iktidar sahibi herhangi bir şiddet uygulamadan ötekinin iç dünyasında bir yer edinir. Özellikle açık şiddetin olduğu yerde herhangi bir iktidar ilişkisi kurulamaz. Hatta fiziksel şiddet itaat etme olasılığını ortadan kaldırır, çünkü pasif olarak deneyimlenir. Dolayısıyla açık baskı ve şiddetle iktidar oluşmaz, hatta itaat bile bir seçime bağlı olduğundan özgürlüğe gereksinim duyar.

Chul Han, tüm bunlardan hareketle, negatif yaptırım türü olan şiddetin kullanılmasının tek alternatif olduğu durumların iktidarın gücünü sınırlayıp zayıflatmakta olduğunu belirtiyor.

Chul Han’a göre özellikle birey-üstü iktidar yapıları ancak farklı dolayım (aracılık) biçimleri ile sağlanabilir. Dolayımın varlığı ve dozuna bağlı olarak da bütünün bireye yaklaşımı değişiklik gösterir. Herhangi bir dolayım olmadığında bütün, bireysel unsurları aşar ve bu durumda iktidar çoğunlukla yasaklara, emirlere, kimi zaman da şiddete başvurur.

Chul Han, gücün basit şekilde yukarıdan aşağıya doğru yayıldığı bir iktidar modelini kabul etmez. Ona göre, iktidar sahibinin gücü arttığı oranda astlarına bağımlılığı da artar; dolayısıyla diyalektik olarak çözümlenmesi gereken bir iktidar ilişkisi söz konusudur. İktidarın artan karmaşıklığı ise onu diyalektik olarak çok yönlü bağımlılıklara zorunlu kılar. İktidar ilişkilerinin meydana çıkardığı bu bağımlılıklar ise çoğu zaman kendisini modern bürokratik kurumların çeşitli katmanlarında gösterir.  Chul Han, bürokratik bir kurumdaki karmaşıklığın artmasının, o kurumun, içinde hareket eden bireylerden tamamen ayrılmasına ve büyük bir anonim yapıya dönüşmesine yol açabileceğini ve modern bürokratik yapıların karmaşıklığı arttıkça bu yapılarda eyleyen bireylerin yabancılaşması gibi bir sonucun doğabileceğini vurgular. Bu örgütlenme mantığına göre bu yapı içinde hareket eden bireylerden en tuhaf şeyler istenecek, yine bu örgütlenme mekanizması yardımıyla en şaşırtıcı eylem seçimleri elde edilebilecektir. Özellikle Franz Kafka’nın birçok eserinde, modern bürokratik mekanizmalar içinde hareket eden bireylerin yabancılaşmasını beraberinde getiren bu sürece yönelik etkili örnekler mevcuttur.

İktidar Ancak Aracılarla Kurulabilir

Chul Han’a göre özellikle birey-üstü iktidar yapıları ancak farklı dolayım (aracılık) biçimleri ile sağlanabilir. Dolayımın varlığı ve dozuna bağlı olarak da bütünün bireye yaklaşımı değişiklik gösterir. Herhangi bir dolayım olmadığında bütün, bireysel unsurları aşar ve bu durumda iktidar çoğunlukla yasaklara, emirlere, kimi zaman da şiddete başvurur. Dolayısıyla bir dolayımın olmadığı durumlarda bütüncül yapı, ancak baskıyla kendini bireyde genişletebilir. Yoğun dolayım durumunda ise süreklilik herhangi bir baskı olmadan gerçekleşir. Çünkü bireysel olan unsurlar bütünü kendi belirlenimi olarak deneyimler. Dolayısıyla, bütün ile olan ilişkisi bağlamında bireysel unsurlara herhangi bir şey dayatılmasına gerek kalmaz. Böylece bir hukuk devletinde birey, bir dolayım biçimi olan yasal düzeni dışarıdan uygulanan yabancı bir baskı biçimi olarak görmez; aksine bu yasal düzen, vatandaşın kendi kaderini tayin hakkını temsil eden ve onu özgür bir vatandaş haline dönüştüren mekanizma olarak kabul görür.

Totaliter bir devlette ise birey, bütünü, kendisine yabancı bir güç tarafından bir belirlenim olarak deneyimler. Bu dolayım eksikliği aşırı baskı oluşturur. Baskıyla elde edilen süreklilik ise kırılgandır. Dolayısıyla bireyin bütünü deneyimleme tarzı iktidarın bir dolayım yoluyla uygulanıp uygulanmadığıyla doğrudan ilgilidir. Böylece yazar, dolayım bir referans noktası olarak kabul edildiğinde birbiriyle çatışan iktidar teorilerinin ortak bir teorik model altında toplanabileceğini vurgular.

‘İktidar Nedir’, Byung-Chul Han, Çev: Mustafa Özdemir, İnsan Yayınları, 1.Baskı: Eylül, 2020

Chul Han, iktidar çözümlemesini küresel bir düzleme taşıdığında bir iktidar uzamının kendi içinde yüksek bir dolayım seviyesine ulaşsa bile, dışa dönük anlamda, yani diğer iktidar/güç alanlarına karşı düşmanca davranabilir olduğunu ve böylesi bir dolayım eksikliğinin olası sonuçlarından birinin de ilişkinin niteliğini şiddetin belirlemesi olduğunu vurgular. Dolayısıyla demokratik bir devlet bile çıkarlarını savunmak için başka bir devleti açıkça çatışmayla tehdit edebilir ya da şiddet kullanımına başvurabilir. Bu düzlemde kurulacak iktidar ilişkileri ise birbirine karşı hareket eden güç alanlarının bir bütün olarak birleştirilmesi ya da dolayım gerçekleşecekse, kapsamlı bir iktidar uzamını ve daha yüksek bir dolayımın varlığını gerekli kılacaktır.

Chul Han’a göre ulus-devletler arasındaki çatışmadan kaçınmak için, uluslar-üstü iktidar yapılarına, uluslar-üstü bir yasal hukuka, dolayısıyla uluslar-üstü bir şekilde hareket eden kapsayıcı bir iktidar uzamına ihtiyaç vardır. Küreselleşmenin vahşeti, küresel ölçekte dolayımsız bir şekilde hareket etme serbestisine sahip aşırı asimetrik yapılardan dolayıdır. Fırsatların ve kaynakların haksız dağılımlarının ürettiği bu süreç, genel bir aracı güç kurumunun bulunmadığı, dolayısıyla günümüzdeki küreselleşme olgusunun aslında yeterince küresel olmadığı gerçeğine dayanmaktadır. Chul Han, pozitif ve negatif olan arasındaki diyalektik etkileşimden arabulucu bir yapı ortaya çıkacağını ve kendini pekiştireceğini belirtmektedir. Dolayısıyla küreselleşme olgusu da diyalektik bir süreçten geçmek zorundadır.

Sürekli etkisini genişleten iktidar yapıları, hayatlarımızı ne şekilde dönüştüreceğini bugünden öngörmenin pek de olanaklı olmadığı bir sorunsalı meydana getiriyor. İşte Byung-Chul Han, iktidarın hayatımıza olan etkileriyle daha çok yüzleşmek zorunda kaldığımız bugünlerde bize bu olgunun çeşitli düşünürlerce nasıl kavramsallaştırıldığıyla ilgili bir zihin haritası sunuyor. Çözümlediği farklı düşünürlerin iktidar tasavvurlarında belirli sabit eğilimleri ayırt eden Chul Han, bireysel ilişkilerden devlet yapılarına varıncaya kadar iktidar olgusunun insan hayatının birçok katmanına yoğun şekilde nüfuz ettiğini ortaya koyuyor. İnsan doğasının yapısal bir unsuru olarak ortaya koyduğu iktidar arzusunu ise basitçe kendiliğin ötekinde sürdürülmesi olarak tanımlıyor. Bu olguyu öznelliğin sürekliliği ve dolayım aksı üzerinde çalışan bir mekanizma olarak kavramlaştıran yazar, iktidarı, temelde insanlar arası ilişkilerdeki güç farklılığının ortaya çıkardığı bir asimetri olarak ortaya koyuyor.

Chul Han’a göre bu asimetriden doğan iktidar olgusu, aileden devlete varıncaya kadar farklı iktidar yapıları üretmekte ve bunları sürdürüp genişletmeye çalışmaktadır. İktidar yapılarının birey üzerindeki etkisinin aradaki dolayımın varlığına göre değişiklik gösterdiğini vurgulayan yazara göre bir iktidarın gücü ve etkisi dolayım kullanabilme kapasitesiyle doğrudan ilgilidir. Chul Han, bu kapasiteyi demokratik kurumlar ve hukuk devleti gibi dolayım biçimlerine dönüştürebilen iktidar yapılarının bireyler üzerindeki etkisinin sürekliliğine vurgu yaparak iktidara itaatin, ona maruz kalan bireyler için yalnızca tek taraflı bir kaçınma alternatifi değil, rızanın çoğu zaman coşku ve heyecanla üretilmesiyle de sağlanan bir süreç olduğunu vurguluyor.