Ev Kadınlığı, temsili foto

Ev kadınlığı, Ferhunde Özbay’ın deyişiyle “bütün kadınların oynamak zorunda kaldığı bir rol” ve çalışan kadınlar evdeki mesailerini de sürdürdüğü müddetçe ancak “piyasa ekonomisine katılmış ev kadınları”(1) oluyorlar. Yine de Özbay, ev kadınlarının sayısının artmasının Türkiye’de kadının statüsünün azaldığı anlamına gelmediğini söylüyor. Aksine, Özbay’ın tanıklığına göre kırsal hayatta bağ, bahçe, tarla, hayvan işleriyle katmerlenen ve evden taşan ev işleriyle başa çıkmaya çalışan kadınların, göç ettikleri kentlerde dört duvar içerisinde ev kadını olmaktan son derece memnun göründüğü söylenebilir.

İşlerin niteliği arasında seçim yapabilme ve iki mesai arasında gündelik hayatı dengeli bir şekilde dağıtabilme seçeneğine sahip değilken, en azından tek mesaili bir hayata kavuşmaktan memnun olmaları son derece anlaşılır. Birçok kadın ücretli çalışmaya bir zorunluluk olarak giriyor ve güvencesiz, düşük ücretli, düşük statülü, bir gelecek vaat etmeyen işlerde giderek daha fazla çalışıyor olmak kadınların toplumsal statülerini yükseltmiyor.(2) Türkiye’de çalışan her on kadından dördü kayıt dışı çalışıyor(3) ve Küresel Cinsiyet Endeksi’nin 2020 verilerine göre Türkiye kadınların ekonomik hayata katılımında 156 ülke arasında 140. sırada yer alıyor. Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin her alanında gösterdiği ortalama performans ile 133. sırada iken, kadınların ekonomik katılımı bu performansın dahi gerisine düşüyor.

Bu kadınların, her biri az miktarda gelir getiren pek çok işle aynı anda uğraşarak hanenin ekonomisini ancak yönetebildiğini, bunu bir güçlenme değil hayatta kalma yolu olarak mecburen devam ettirdiklerini görüyordum.

Özbay, kadınların statülerini belirleyenin ekonomik katılım değil “ait oldukları ailelerdeki yetişkin erkeklerin ekonomik statüleri”(4) olduğunu söylerken, en çok çalışanların yoksul kadınlar olduğunu vurguluyordu. Bir sosyal çalışmacı olarak sosyal yardım için başvuran kadınların evlerine yaptığım ziyaretlerde, bu kadınların aslında her biri az miktarda gelir getiren pek çok işle aynı anda uğraşarak hanedeki geçim ekonomisini ancak yönetebildiğini, bu tip bir çalışmayı da bir güçlenme değil hayatta kalma yolu olarak mecburen devam ettirdiklerini görüyordum.

Bu, bir çalışmadan ve başı sonu belli çift mesaiden ziyade hayatı yaşama biçimi olarak tarif ediliyor; kadınlar bunca işi bir arada yürütürken kendilerine “ev kadını” demeyi sürdürüyordu. Ev kadınlığı bir gelir-kazanç durumunu ifade etmekten çok evle ve evdeki sorumluluklarla kurulan ilişkiyi anlatıyordu. Bu ailelerde kocalar ara ara işe girip çıkıyor, bir süre yevmiyeli çalışıyor bir süre boşta geziyor, biraz cepten yiyor biraz kısa süreli işlerle nefes alıyorken; kadınlar çalışmaya ancak doğum yaptıklarında ara verebiliyor. Yine de, evin geçimi bir norm olarak hala erkeğin sorumluluğunda görülüyor ve kocanın ağır aksak sürdürdüğü ekmek getiren rolünün üstünü tamamlamak kadınlar için gerçek bir çalışma deneyimi gibi yaşanmıyor.

Ev Kadınlığından Çalışan Kadına Dönüşmek Güçlendirmiyor

Özbay’ın kadınların ekonomik faaliyetlerini sınıflandırmaya rehberlik etmesi için ortaya koyduğu iki sorusu var: 1) İş ekonomik bir faaliyet olarak tanımlanıyor mu? ve 2) İş karşılığında ücret alınıyor mu? Bu sorular ev kadınlığının nasıl bir “iş” olduğunu tanımlamaya yarar fakat ev kadınlığından çalışan kadına doğru giden doğrusal bir güçlenme formülünün olduğunu, tüm kadınların böyle bir güçlenmeyi arzu ettiğini düşünmek oldukça hatalı. Yaptığım ev ziyaretlerinde birçok kadın ücretli iş yönlendirmelerini reddederek sosyal yardımının devam etmesini talep ediyordu. Bu sadece “çalışmak istememek” ve “yardımlara bağımlı hayat yaşamak” ile açıklanabilecek gibi değil. Kadınların bu kadar çok çalıştıkları halde kendilerine yöneltilen işleri reddetme sebepleri üzerine düşünmeye başlarsak mevcut koşullarda ekonomik katılımın özellikle yoksul kadınlar için neye mal olduğunu gerçekten konuşmuş oluruz.

Delphy, endüstriyel üretim tarzının (industrial mode of production) yanına ev içi üretim tarzı (domestic mode of production) kavramını koyar ve birbiriyle ilişkili fakat özerk bu sistemlerden birini kapitalist mülkiyet ilişkileri ile, diğerini ise ataerkil aile ilişkileri ile açıklar.(5) Delphy’e göre kadınlar ev içi üretimdeki meşguliyetleriyle ve bizzat kadınlar olarak piyasadan dışlanırken müşterek maddi koşulları sebebiyle bir sınıf olarak birleşirler. Ancak, erkeklerin de kadın emeği sömürüsünün faydalanıcısı olarak isteseler de istemeseler de bir menfaat etrafında birleştiğini kabul etmek özellikle “nefsini temize çıkarmak isteyen” (Yûsuf 53. ayet) erkekler için biraz zorlayıcıdır.

Acker’in dediği gibi, alternatifsiz bir şekilde ev içi emeğe harcanan hayatlar kadınların omzuna çifte yük yükler.(6)Kadınlar hem en değersiz ve karşılıksız işleri yapar (erkekler için ve onlar adına da yapar), hem de aile içindeki pozisyonunu da değiştirme potansiyeli olan başka ekonomik ilişkilerden/olanaklardan uzak tutulur. Erkekler ise bundan çifte menfaat sağlar çünkü hem evdeki rutin ve karşılıksız işten kurtulurlar hem de içeride ve dışarıda güçlenebilecekleri başka ekonomik aktivitelere daha çok enerji ve zaman ayırabilirler. Bu çifte avantaj karşısında dahi nafaka ödemekten kaçınan erkekler için sistemin daha nasıl bir kolaylık sağlaması gerekiyor?

Ev işlerini başkalarının evinde ve ücret karşılığı yapan kadınların örgütlendiği bir dernekten sendikaya dönüşmesi hiç de kolay olmadı, çünkü iş hukukuna göre bu tip bir çalışma işten sayılmıyordu.

Tam da bu nedenle, Delphy erkeklere “asıl düşman” (“the main enemy”)(7) der çünkü kadınların her iki üretim biçiminde de (endüstriyel ve ev içi) ikincilleştirilmesinden somut menfaatleri vardır. Örneğin Federici, ev kadınlarından işçi sınıfının hizmetkârları olarak bahseder ve ev işlerinin ücretlendirilmesini savunur.(8) Ona göre, ev kadınını yaratan sermayedir ve erkek işçi sınıfının fiziksel, duygusal, cinsel ihtiyaçları, çocukların bakımı, erkeklerin de bakımı, çoraplarının yıkanması, egolarının okşanması için yaratılmıştır. Erkeklerin ve ailenin ihtiyaçları aslında ev kadınlarının faaliyetlerini tarif eder ve Sosyalist Feminist Kolektif 2011’de “Erkeklerden alacaklıyız!” derken kadınların dünyayı erkeklerin yerine de döndürdüğüne dikkat çeker.

Ev Denen Kara Kutu

EVİD-Sen’in (Ev İşçileri Dayanışma Sendikası) bu işleri başkalarının evinde ve ücret karşılığı yapan kadınların örgütlendiği bir dernekten sendikaya dönüşmesi hiç de kolay olmadı, çünkü iş hukukuna göre bu tip bir çalışma işten sayılmıyordu. Gündelikçi kadınlar Fraser’ın deyimiyle “zaten tarihsel olarak kadınlara biçilmiş işleri”(9) başkalarının da olsa hala ev denen kara kutunun içerisinde yapıyordu ve karşılığında ücret almaları piyasadaki anlamıyla çalışıyor olduklarını kabul ettirmelerine uzun süre yetmedi. Kadının bizzat kendi evinde yapageldiği ve karşılığında en iyi ihtimalle “sevgi”(10) alabildiği ev kadınlığının tanınması da hiç kolay olmayacak. Oysa bu iş kadınların evlilik ve annelikle, emek piyasası ve yoksullukla, refah devleti ve haklarla kurdukları ilişkileri doğrudan etkiliyor.

EVİD-Sen başkanı Gülhan Benli, sahada yaptığı çalışmalarda ev kadınlarının dahi kendi yaptıkları işi işten saymadığını gördüğünü söylüyor. Feministlerinse bu emeği dönüştürmeye dair önerdikleri kabaca iki yol var: 1) Bu işlere dair sorumluluğun erkekler, kadınlar ve kamu arasında dağıtılması; 2) dağıtılamıyorsa ve eninde sonunda kadınların omzuna yüklenecekse bu işlerin ücretlendirilmesi. İlkinin gerçekleşmesi tercih edilse de ne erkekler kendi bakımlarını üstlenmek gibi asgari bir sorumluluğun altına giriyor ne de kamu kadınların yükünü azaltacak hizmetleri yeterince yaygınlaştırabiliyor. İkincisi ise zihinlerdeki sıcak yuvayı baltalıyor çünkü sevgi karşılığı yapılan ev işi, ideal aile kurgusunun önemli bir parçası.

Hz. Peygamber evde bulunduğu zamanlarda ev halkına ev işlerinde yardım eder, ezanı işitince namaza çıkardı.

Örneğin, Hüdayi hareketinin Müslüman kızlar için yol gösterici olmasını arzu ettiği kitapta(11) ideal kadın tarif edilirken aslında erkeğin eksik gedik sorumluluklarının da üstünü tamamlayan ve tüm yorgunluğunu sükûnet içerisinde, erkeğin huzurunu bozmadan yaşayan ev kadınından bahsedilir. Diğer yandan, aynı kitapta ifade edildiği üzere, Ashâb-ı Kiram’dan (Sahabe) Esved b. Yezid, Hz. Ayşe’ye Hz. Peygamber’in evde bulunduğu zamanlarda neyle meşgul olduğunu sormuş ve şu cevabı almıştır: “Ev halkına ev işlerinde yardım eder, ezanı işitince namaza çıkardı”.

Öyleyse, huzur isteyen Müslüman erkeklerin Hz. Peygamber’den öğreneceği çok şey var ve aslında, bir hayatta kalma bilgisi olan ev/bakım işine bu denli yabancı kalmalarının uzun vadede başkalarının emeğine bağımlı yaşamak gibi bir kırılganlığa sebep olduğunu görmeleri gerekiyor. Ayrıca, her ev kadını ücretli emeğe dâhil olmak istediği halde evde hapsedilmiş değil ve bu kadınlar için istihdam teşviki dışında destek mekanizmaları oluşturmak mümkün:

Ev Kadınları İçin Nasıl Bir Politika?

1. Federici’nin dediği gibi “her kadının halihazırda çalışan kadın olduğu” yani ev işlerinin kadının hem bedeninde hem zihninde yarattığı yorgunlukla gerçek bir çalışma olduğu tanınmalıdır. Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği’nin yıllardır yürüttüğü Kadının İnsan Hakları Eğitimi Programı (KİHEP) tam da bunu temel alarak, öncelikle kadınların kendi yaptıkları işin mahiyetinin farkında olması için uğraşıyor. Peki, bunun kadınların hayatı açısından somut sonuçları neler olacak?

Örneğin, erkekler dışarı işlerinden evlerine döndüklerinde kadınların da en az kendileri kadar yorgun olduğunun, dinlenme ihtiyacı olduğunun farkında olacak. Kadınlar bütün gün evde oldukları halde neden yorgun düştüklerini açıklamak ya da gizlemek zorunda kalmayacak. İşten yeni gelen erkeğin afra tafrası bir hayaletle dövüşecek. Ancak, tanınma “bundan sonra ev işleri de işten sayılacak” dendiğinin ertesi gün bitmiş bir süreç olmayacak ve sihirli bir sopa gelip zihniyet devrimi yaratmayacak. Bunun için, kamunun gözlerini kadın istihdamına olduğu kadar ev içi iş bölümüne de çevirmesi gerekiyor.

2. Kadınların istedikleri zaman dengeleri değiştirebilecekleri, ekonomik statülerine dair karar alabilecekleri, farklı çalışma biçimleri arasında gezinebilecekleri alternatifler sunulmalıdır. Yani, hiçbir kadın zorunlu ev kadını olmamalıdır. Sadece 2019 yılında 494 bin kadın çocuklarına bakabilmek için işinden ayrıldı ve 11 milyon 741 kadın ev işleriyle meşgul olduğu için çalışma hayatına katılamadı.(3)

3. Bir kadın gönüllü olarak tam zamanlı ev kadını olsa dahi evlilik sona erdiğinde kadının karşısına çıkacak büyük bir maliyet vardır. Bu, genellikle boşanma sonrası artan yoksulluk, hayatta kalmak için yeniden evlenmek, sosyal yardımlara ve güvencesiz işlere tutunmak zorunda kalmak gibi sonuçlar doğurmaktadır. Evlilik sürerken de eve giren gelirden eşit bir şekilde yararlanamamak ve ihtiyaçları piyasadan satın alabilmek için, onların ne kadar “gerçek ihtiyaçlar” olduğunu eşe/babaya/abiye ispatlamak zorunda kalmak gibi sorunlar yaşanmaktadır. Dolayısıyla, ev kadınları için temel gelir ve emeklilik hakkı sağlanmalıdır.

İşe yüklenen anlamı dönüştürmek ve ailedeki erkeklerin izin bariyerlerini aşarak zorunlu ev kadınlığı karşısında yaratılmış alternatifleri değerlendirmek bugünden yarına gerçekleşemeyebilir. Ancak, doğrudan kadına kaynak aktarmak olarak tarif edebileceğimiz sonuncu madde “ikincil yoksulluk” olarak tanımlanan ve aynı hane içerisinde yaşayan bireylerin eşitsiz kaynak paylaşımı sebebiyle farklı yaşam standartlarına sahip olması olarak açıklanabilecek sorunun kısa vadeli çözümlerinden biri olabilir gibi duruyor.

Ev Kadınlarını Hafife Alan Politikalar

Örneğin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin vatandaşlık geliri perspektifi ile oluşturduğu Aile Destekleri Sigortası önerisi, Türkiye’deki dar gelirli hanelerin geçim ekonomisini insani düzeylere çekmek için oldukça basit bir formül ile (“just give money to the poor”) gündeme getirilebilirdi. Zira, hanenin kaynakları arttırıldığında hanedeki kadın ve çocukların bu kaynaklardan otomatik olarak yararlandığını kabul etmektense hane içindeki güç ilişkilerini gözeterek içeride adil kaynak dağılımını sağlamak için mekanizmalar üretmek bugüne kadar çok sık rastladığımız bir sosyal politika yönelimi değil. Ancak, CHP Aile Destekleri Sigortaları kapsamında yapılacak ödemeleri doğrudan evdeki kadının banka hesabına yatıracağını duyurdu ve bu oldukça umut verici bir “ataerki okuryazarlığı”.

Burada, ev kadınlarının AK Parti için büyük bir oy potansiyeli olduğunu, hatta AK Parti’yi destekleyenler içerisinde ev kadınlarının aldığı payın (%30) Türkiye ortalamasının hayli üstünde olduğunu hatırlamakta fayda var. Ancak, “kadınların AK Parti’ye sadece bir paket makarna, kısıtlı sosyal yardımlar vs. nedeniyle oy verdiğini düşünmek, kadınların gündelik hayata değen politika taleplerini ve politik akıllarını küçümsemek anlamına gelir”.

Hak ve hizmetlerle çoğu zaman erkek aile bireyleri üzerinden ilişkilenen, devlet ve yerel yönetimlerle doğrudan ilişkilenme fırsatını çok az bulan, çoğu zaman kendisi için hayal kurmayı bırakmış ve kamudan beklentileri çocuğunun geleceği üzerinden şekillenmiş, eldekini de kaybetme korkusuyla yeni bir şey talep etmekten geri duran bu kadınlar, sizin hizmete soktuğunuz tüm sosyal yardımlardan faydalanıp oyunu rakip partiye atabilir. Ev kadınlarını fazla hafife alan politikalarla örülmüş bu duvar, ancak ev kadınlarının tıpkı esnaflar ve emekliler gibi ekonomik dertleri de olan eşit vatandaşlar ve seçmenler olarak ajandada yerlerini alması ile yıkılabilir.

Kaynaklar
1. 
Özbay, Ferhunde (2019). Kadın Emeği: Seçme yazılar. İletişim Yayınevi.
2. Özbay, Ferhunde (2013). “Demografik Dönüşüm Sürecinde İktidar, Kadın ve Aile”, Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün Mü?, 09–10 Kasım 2013, İstanbul: Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği. 106-112.
3. DİSK-Genel İş (2020). Türkiye’de Kadın Emeği Raporu.
4. Özbay, F. (2019). Kadın Emeği: Seçme yazılar. İletişim Yayınevi.
5. Delphy, C., & Leonard, D. (1984). Close to home: A materialist analysis of women’s oppression. Amherst: University of Massachusetts Press.
6. Acker, J. (2004). Gender, capitalism and globalization. Critical Sociology, 30(1), 17- 41.
7. Delphy, C. (1977). The main enemy: A materialist analysis of women’s oppression. California: Women’s Research and Resources Centre Publications.
8. Federici, S. (1975). Wages against housework. London: Power of Women Collective.
9. Fraser, N. (2016). Contradictions of capital and care. New Left Review, 99-117.
10. Nelson, J., A. & Folbre, N. (2000). For love or money – or both?. Journal of Economic Perspectives, 100. Retrieved from https://scholarworks.umass.edu/
11. Ersan, O. (2019). İslami Açıdan Kadın. Erkam Yayınevi.