Istiklal caddesi fotosu

Prof. Dr. Veysel Bozkurt web sitesinde paylaştığı ‘’Pandeminin Toplumun Ruh Hali ve Aile İlişkileri Üzerindeki Etkisi’’ adlı çalışmada pandemi sürecinin yansımalarını; ölüm korkusu, duygusal dönüşüm ve şiddet, gündelik rutinlerin değişimi, sosyal ilişkilenme dinamikleri, aile içi sorunlar gibi başlıklarda incelemiştir. Aynı zamanda çalışma dünyasının, politik ve dini aidiyetlerin, devlete dair güven bağlarının pandemi sürecinde ne türden farklı etkilenimlere yol açtığı konularını kapsamaktadır.

 

Araştırma Yöntemi ve Amacı

Nisan 2020 ve tam bir yıl sonra Nisan 2021’de yapılan iki araştırmanın veri setine dayanmaktadır. Uygun örnekleme yöntemi kullanılarak, ilk araştırmada 5054 anket, ikinci araştırmada ise 4075 anket değerlendirmeye alınmıştır.

Araştırmada uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Toplumun genelini temsil iddiasında değildir. Ağırlıklı olarak dijital teknolojileri yoğun kullanan eğitimli orta sınıfları temsil etmektedir.

Ancak iki örneklemin de demografik özellikleri birbirine çok benzerdir. Data, aynı networkler üzerinden benzer kişilerin katkısıyla hazırlanmıştır. Bu bakımdan pandemi sürecinde değişimi anlamak bakımında oldukça anlamlı sonuçlar ortaya çıkartmıştır.

 

Araştırma Sonuçları

Küresel bir salgın olarak bütün insanları etkileyen ve şimdiden 21. Yüzyılın en önemli dönüm noktalarından birini teşkil edecek olan pandeminin siyasal, toplumsal ve ekonomik olduğu kadar, birey psikolojisi, toplum ruh sağlığı ve insan-aile ilişkileri üzerinde de etkisi olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Bahse konu olan araştırma sonuçları da göstermiştir ki ‘’yaşam memnuniyeti’’ geçtiğimiz yıla göre %60’dan %44’e kadar gerilemiştir.

Çalışmada değinilen başıklar; ölüm korkusu, duygusal dönüşüm ve şiddet, gündelik rutinlerin değişimi, sosyal ilişkilenme dinamikleri, aile içi sorunlar, ruhsal durum olmuştur.

 

Hayatım üzerinde kontrol duygumu kaybettim” diyenlerin oranı Nisan 2020’den Nisan 2021’e %31’den %44’e; “Daha çabuk sinirlenir ve öfkelenir hale geldim” diyenlerin oranı %38’den %46’ya yükselmiştir.

Araştırmanın veri analizi yapılmış diğer sonuçları ise şu şekilde:

Ruh Sağlığı Belirtileri
1)
Uzayan pandemi koşulları yaşam memnuniyetinin gerilemesi yanında, ölüm, virüs kapma ve sevdiklerini kaybetme gibi varoluşsal kaygıları da artırmıştır. Salgının ilk aylarında (Nisan 2020) anketi cevaplayanların %28’i ‘ölüm korkum arttı’, %41 ‘virüs kapma korkum artı’ derken, bu oranlar Nisan 2021’de ölüm korkusu %42 ve virüs kapma korkusu %48 olarak değişmiştir. Sevdiklerini kaybetme korkusu ise %66 gibi yüksek bir oranda seyretmektedir.

2) Öte yandan depresif belirtilerin de son bir yıl içinde artışına tanık oluyoruz. Nitekim “Hayatım üzerinde kontrol duygumu kaybettim” diyenlerin oranı Nisan 2020’de %31 iken, Nisan 2021’de %44’e; “Daha çabuk sinirlenir ve öfkelenir hale geldim” diyenlerin oranı %38’den %46’ya yükselmiştir. “Günlük işlerimi yapmakta zorlanır hale geldim” diyenler %41, “Uyku kalitem bozuldu” diyenler ise %51 gibi yüksek bir düzeydedir.

3) Yorgunluk, bitkinlik ve yalnızlık duygusunda büyük bir artış gözlenmektedir. Nisan 2020’de %39 olan bu oran bir yıl sonra %65’e yükselmiştir. Virüs bütün dünyada insanların arasındaki fiziksel mesafeyi açmıştır. İnsanlar sevdiklerine güvenle sarılamaz hale gelmişlerdir. Arkadaşlarından, akrabalarından, komşularından uzaklaşmak zorunda kalmışlardır. Nitekim “Yalnızlık duygum artı” diyenlerin oranları %27’den %51’e yükselmiştir.

 

Aile İçi İlişkiler

4) Pandemi aile ilişkilerini de derinden etkileşmiş ve aile-içi iletişim sorunları artmıştır. “Pandemide aile bağlarım güçlendi” diyenlerin oranı %55’den %43’e gerilemiştir. ‘’Aile içinde iletişim sorunları yaşıyorum’’ diyenlerin oranı %17’den %27’ye yükselmiştir.

Aile içi şiddet arttı diyenler %9, aile bireyleri huzursuz hale geldi diyenlerin oranı %41’dir. Öte yandan aile zor zamanlarda hala en önemli sığınaklardan birisi olmaya devam etmektedir. Nitekim maddi açıdan aile bireyleri pandemi döneminde birbirini destekledi diyenlerin oranı ise %65’tir.

5) Korelasyon analizi, insanların devlete güvenleri arttıkça depresyon belirtilerinin, varoluşsal ve ekonomik kaygılarının gerilediğini ortaya koyuyor. Aile bağlarının güçlenmesi halinde ise, hem depresyon belirtileri hem de ekonomik kaygılar gerilemektedir. Depresyon belirtileri, beklenildiği şekilde kadınlar arasında erkeklerden daha yüksek çıkmıştır. Virüs kapma, ölüm ve sevdiklerini kaybetme korkusu da kadınlar arasında erkeklerden daha yüksek.

6) Kadınlar ve gençlerin aile-içi sorunları ve kaygıları daha yüksek olduğu görülmektedir. Data artan iş yükü ve stresin kadınların aile-içi sorunlarını daha çok artırdığını gösteriyor. En yüksek depresif belirti 25 yaş ve altı gençlerde gözleniyor. Yaş arttıkça kısmi bir gerileme mevcut. Şaşırtıcı biçimde en yüksek varoluşsal kaygılar 20’li yaşlardaki gençler arasındadır.

7) Aile içi sorunlarda da öğrenciler ve işsizler başı çekiyor. Aile bağlarının güçlendiği görüşüne en az destek işsizler ve ev hanımlarından geliyor. Beklenildiği şekilde en yüksek ekonomik kaygı işsizler, öğrenciler ve emekliler arasında. En düşük kamu çalışanlarında. Hanenin gelir durumuna bağlı olarak, depresif belirtiler, adeta lineer olarak geriliyor. Gelir azaldıkça depresyon eğilimi artıyor.

8) Aile-içi sorunlarda da gelir önemli bir gösterge. Hanenin geliri arttıkça, aile bağlarının güçlendiğini söyleyenlerin oranı da belirgin şekilde artıyor. İşsiz ya da işini kaybetme kaygısına sahip olanlar arasında depresif belirtiler daha yüksek. Gelecekte işini kaybetme kaygısı ne kadar yüksekse, varoluşsal kaygılar da o ölçüde yüksek.

 

Ekonomik Göstergeler

9) Ekonomik kaygılarda da gençler başı çekiyor. En yüksek oran, 21-25 yaş grubunda. Sonrasında ise kısmi gerileme var. 60 yaş ve üzerinde yeniden bir yükseliş söz konusu. Aile içi sorunlarda da gençler başı çekiyor. 60 yaş üstünde de bir yükseliş var. En fazla depresif belirtiler (çoğunluğu gençlerden oluşan) bekarlar arasında. Görece en düşük düzeyde evliler arasında görülüyor.

10) En fazla depresif belirtiyi, öğrenciler ve işsizler gösteriyor. Varoluşsal kaygılar ve aile içi sorunlar da en fazla bekarlar arasında. En düşük depresif belirtiler ise, kendi işini yapanlar, kamuda çalışanlar, emekliler arasında. Varoluşsal kaygılar en fazla emekli, öğrenci ve işsizler arasında. En düşük kendi işini yapanlar ve kamuda çalışanlar arasında.

11) Ekonomik kaygıların en çok yaşandığı yerler, köyler ve kasabalar. Beklenildiği şekilde ekonomik kaygı en fazla salgın sonrasında işini kaybedenler arasında yüksek. Onları halihazırdaki işsizler ve ücretsiz izne çıkartılanlar izliyor. İşsizler arasında aile sorunları da en yüksek seviyede. İş konusunda kaygı yoksa, aile bağlarının güçlenme olasılığı artıyor.

“Politik yelpazenin solunda olanlar arasında depresif belirtiler yüksektir. Soldan sağa doğru gittikçe varoluşsal ve ekonomik kaygılar gerilemektedir. Politik yelpazenin sağında olanlar diğerlerine göre daha fazla ‘aile bağlarım güçlendi’ demektedir. Yine aile-içi sorunların artışı konusunda solda ve merkezde olanlar daha yüksek skorlara sahiptirler.”

 

Çalışma Hayatı ve Diğer Faktörler

12) “Online çalışma bu dönemde can simidi oldu ancak çalışmıyorum” diyenler arasında depresif belirtiler yüksek düzeyde. “İşlerimi tamamen online yapıyorum” diyenler arasında ise varoluşsal kaygılar en üst seviyede. Buna karşılık düzenli işe gidip gelenler kaygı eşiğini aşmış görünüyorlar. Online çalışanlar arsında ekonomik kaygı en düşük düzeydedir.

13) Yaptıkları işin verimliliği azaldı diyenler arasında depresif belirtiler, varoluşsal ve ekonomik kaygılar daha yüksek. İşlerini online yapabilenler arasında aile bağlarım güçlendi diyenlerin oranı artarken, aile-içi iletişim sorunları gerilemektedir. Çoğunluk önümüzdeki altı ay içinde ekonomik durumunun düzelmeyeceğini düşünüyor. Ancak iyimser beklenti arttıkça, depresif belirtiler, kaygı ve aile içi sorunlar azalmakta ve aile içi dayanışma güçlenmektedir.

14) Bireylerin politik yelpazedeki konumlarına göre anlamlı farklılaşmalar söz konusudur. Politik yelpazenin solunda olanlar arasında depresif belirtiler belirgin şekilde yüksektir. Yine soldan sağa doğru gittikçe varoluşsal ve ekonomik kaygılar gerilemektedir. Politik yelpazenin sağında olanlar diğerlerine göre daha fazla aile bağlarım güçlendi demektedir. Yine aile-içi sorunların artışı konusunda solda ve merkezde olanlar daha yüksek skorlara sahiptirler.

15) Dini bağlılık, depresyon belirtileri üzerinde anlamlı bir fark yaratmaktadır. En düşük depresif belirtiler mütedeyyin insanlar arasındadır. Benzer şekilde inanıyorum ve dini yükümlülüklerimi yerine getiriyorum diyenler arasında, varoluşsal ve ekonomik kaygılar daha düşüktür. Dini bağlılığa göre aile ilişkileri de pandemi döneminde anlamlı şekilde farklılaşmaktadır.

16) Hastalığı ağır atlatanlar daha çok kaygı ve depresif belirti gösteriyorlar. Virüse yakalananların hastalığı atlatma şekilleri de depresif belirtileri ve kaygıyı etkilemektedir.İnsanlar virüsü ne ölçüde ağır atlatırlarsa hem depresif belirtiler hem de kaygı o ölçüde artmaktadır. Hane yoğunluğu (oda başına düşen kişi sayısı) ile virüse yakalanma ihtimali, aile-için sorun artışı ve depresif belirtilerdeki artış arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur.

Sonuç olarak;  gerek bireylerin ruh halleri, gerekse aile ilişkileri üzerinde ekonomik koşullar son derece etkilidir. Özellikle işsizlik, geçimini temin kaygısı yaşayanlar pandeminden daha olumsuz etkilenmişlerdir. Yoksullar, gençler ve kadınlar arasında depresyon belirtileri, kaygı ve aile içi iletişim sorunları çok daha fazladır. Gençler için hareket alanının daralması, arkadaşlarından uzak kalmaları kadar, istihdam kaygısı da son derece etkilidir.

İşin eve taşınması dolayısıyla iş yükünün artması depresyona daha eğilimli olan kadınları erkeklerden daha çok etkilemiştir. Devletin pandemi sürecinde koruyucu elini muhafaza etmesi (sosyal desteklerini sürdürmesi) ve kitleleri kapsayıcı bir iletişim dili kullanması pandeminin yarattığı hasarın azaltılması için büyük önem taşımaktadır.