“Ortadoğu’nun kadim ışığı, tarihinin derinliklerinde parlayan bir Rönesans ile yeniden aydınlanmayı bekliyor.”
Rönesans, “yeniden doğuş” anlamına gelen ve Batı kültüründe Aydınlanma Çağı’nı ifade eden bir kavramdır. MS 13. yüzyılda başlayan bu süreç, resim, heykel ve mimari gibi sanat dallarını etkilediği gibi, matematik, astronomi ve mühendislik bilimlerinin gelişiminde de büyük rol oynamış, düşünce akımlarını derinden etkilemiştir. Batı Hümanizmi, Skolastik düşüncenin aşılmasında önemli bir rol oynayan bu dönemin temel düşünce akımıdır.
Batı sosyal bilimi, Rönesans’ı Batı’nın Ortaçağ karanlığının bitimi olarak değerlendirir. Batı’da skolastik düşüncenin etkisiyle yaşanan Ortaçağ’ın 1000 yıl süren karanlığına karşılık, Doğu’da, özellikle Ortadoğu’da, bir aydınlanma dönemi yaşanmıştır.
Batı’da Rönesans’ın başlaması, bir nevi Ortadoğu Rönesans’ının sonu olmuştur.
Batı ve Doğu: Farklı Tarihsel Süreçler
Batı sosyal bilimi, Ortaçağ’ı değerlendirirken genelde Batı toplumuna odaklanır ve Ortaçağ’ı karanlık çağ olarak tanımlar. Ancak Doğu’daki, özellikle Ortadoğu’daki gelişmeleri görmezden gelir.
Merkezi uygarlığın beşiği olarak değerlendirilen Ortadoğu, Ortaçağ’da bir dönem Rönesans’ını yaşamıştır. Batı Rönesans’ıyla birlikte giderek özgünlüğünü yitiren Ortadoğu, Avrupa uygarlığının son iki yüzyılda giderek artan hegemonyası altında, kültürel bir iflasın ötesinde bir intihar çizgisinde seyretmiştir.
Oryantalizm, Avrupa Modernitesinin Doğu ve Ortadoğu için geliştirdiği ideolojik hegemonyanın bilimsel ifadesidir. Batı sosyal biliminde etkili bir düşünce hegemonyası olarak işlevini sürdüren Oryantalizm, yaşamı doğru tanımlama görevini ihmal etmektedir.
Avrupa’nın pozitivist sosyal bilimcileri, Ortadoğu’nun toplumsal yaşamını anlamakta hakikatten uzak bir anlayış sergilemektedir. Pozitivist, oryantalist bakış açısıyla yapılan tanımlamalar, bilimsel gerçekliği yansıtmamaktadır. Batı sosyal bilimi, kapitalist modernitenin Ortadoğu’da yarattığı kriz ve kaotik durumu anlatmaktan uzaktır.
Anti-Oryantalist Bir Bakış Açısı
Oryantalist bakış açısını aşmak ve Doğu, özellikle Ortadoğu kültürünü bilimsel olarak anlamak için anti-oryantalist bir yaklaşım benimsemek gerekmektedir. Anti-oryantalist olmak, merkezi uygarlığın beşiği olan Ortadoğu’yu anlamanın ve hakikatini ifade etmenin en önemli adımıdır. Anti-oryantalist bakış açısı, bilimsel ahlak açısından da bir gerekliliktir.
Ortadoğu kültürüne anti-oryantalist yaklaşırken, aynı zamanda anti-Modernist olmayı da esas almak gerekir. Modernist ve oryantalist ideolojik hegemonyayı eleştirirken temel parametreleri esas alacağız.
Kapitalizm, Endüstriyalizm ve Ulus Devlet
Antony Giddens’in Modernitenin üç temel öğesi olarak ifade ettiği kapitalizm, endüstriyalizm ve ulus devleti en radikal şekilde eleştirdiğimizde anti-oryantalist bir bakış açısı oluşturabiliriz.
Ortadoğu’nun Kadim Kültürü ve Rönesans’ı
Ortadoğu’yu bir ülkeler topluluğu olarak değil, kadim bir kültür bölgesi olarak değerlendirmek gerekir. Ortadoğu, Doğu kültürünün orijinal ve temsili gücü, daha doğrusu zeminidir. Merkezi uygarlığın 4500 yıllık hegemonik gücüdür. Neolitik Çağın 10,000 yıllık sahibidir.
Ortadoğu’nun kültür gerçeği, hem maddi hem manevi alanlarda Modernitenin üçlü sacayağından ulus-devletle diyalektik çelişki içinde olup, derinleşen bu çelişkinin aktifleşmesidir.
Bu hakikatlerden hareketle, kadim Ortadoğu kültürünü ve Rönesans’ını anlamak, Modernitenin son iki yüzyılda yaratmış olduğu tahribatlara çözüm olma şansı taşır. Bunun için milliyetçilik, cinsiyetçilik, dincilik ve pozitivist bilimcilikle hesaplaşmak gerekir.
Siyaset sahnesinde ise devlet odaklı olmayan demokratik bir bilinçle hareket edilmelidir.
Gerçek yerel demokrasi kültürünün ekmek, su ve hava kadar bir ihtiyaç olarak algılanması gerekir. Ortadoğu Rönesans’ını değerlendirirken esas alacağımız yıllar, MS 800-1200 yıllarıdır. Bu dönemde bilim ve felsefede ciddi açılımlar sağlanmıştır. Tıp, biyoloji, matematik, fizik, kimya, tarih ve toplum bilimlerinde Avrupa’nın çok önündedir. Felsefe, hikmet, tasavvuf, mantık, ilahiyat ve adalet konularında oldukça açılımlar söz konusudur.
İslam Dünyası ve Bilimsel Gelişmeler
MS 8. ve 12. yüzyıllarda İslam dünyasındaki bilgi, teknik ve maddi zenginlikler Avrupa’nın çok ilerisindedir. Müslüman dünyası, MS 12. yüzyılın sonuna kadar Batı üzerinde gerçek bir ekonomik üstünlüğe sahip olarak kalmıştır. O dönemlerde, Batı’da tedavülde olan nadir birkaç altın sikke bile ya Yunan ya da Arap atölyelerinde imal edilmiştir. Batının kendi basabildiği gümüş sikkeler ise taklit olmaktan öteye gidemiyordu.
Ancak sonuçta dinsel dogmatizmin ağır basmasıyla bu çalışmalar gerilemiş ve hatta lanetlenerek devre dışı bırakılmıştır. Avrupa ise Greko-Romen kaynaklarına ve İslam ülkelerinde sağlanan tüm kaynaklara ulaşarak bu dönemde ilerlemeyi bilmiştir.
Ortadoğu’da kesintiye uğrayan Rönesans, Avrupa’da hamleye geçmiştir. MS 14. ve 15. yüzyıllar Avrupa’nın Rönesans yüzyıllarıdır. Avrupa’nın şansı, kendi Rönesans’ını Hristiyan dogmatizmine rağmen sürdürmesi ve tüm Avrupa’ya yayabilmiş olmasıdır.
MS 16., 17. ve 18. yüzyıllarda reformasyon, felsefi ve bilimsel devrimle aydınlanmasını sağlayarak süreci kat etmesini bilmiştir. MS 19. yüzyılın başlarına geldiğimizde, kültürel devrimin zaferi kesin olmuştur.
İslami uygarlığın hegemonyasını yitirişi ve Avrupa’ya kayışında bu kültürel devrimin zaferi belirleyici olmuştur. Hegemonyanın kayışında ikinci sırada ticaret kapitalizminin Avrupa’ya başarıyla aktarılmasıdır. İtalya kentlerinin, başta Venedik, Cenova ve Floransa olmak üzere, MS 11. yüzyıldan itibaren, Haçlı seferleriyle Ortadoğu’da binlerce yılda oluşan tüm kapitalist gelişimleri kârla birlikte bir kültür olarak da taşımasını bilmiştir.
İslam Dünyasının Gerilemesi ve Avrupa’nın Yükselişi
Uygarlık anlamında İslam’ın hegemonik çöküşü çözümlenirken Moğol istilaları, Cengiz Han hanedanlığının işgalleri ve içte mezhep çatışmaları da unutulmamalıdır. İmam Gazali’den beri İslam dünyası felsefeyi terk etmiştir. Bu durum, despotik devletlerde yoğunlaşarak toplumsal artık-değerlerin gasp edilmesine, toplumların ele geçirilmesine, imha edilmesine ve yönetilmesine yol açmıştır.
İslam dünyasının giderek gerilemesi, Avrupa’nın büyük bir dönüşüm yaşaması, nedeninin ideolojik olduğunu kanıtlamaktadır. Ortadoğu toplumsal yapısındaki yaygın zihniyet parçalanması ve yitimi ancak bir ideolojik devrimle aşılabilir.
