İran'da Kadin Cumhurbaskani

İran’da Kadın Cumhurbaşkanı Mücadelesi

Pervin Salahshuri*

Çeviren: Ayşe Asuman Zengin

Genel olarak ‘kadın cumhurbaşkanı’ tabiri, özellikle Ortadoğu ve üçüncü dünya ülkelerine mensup toplumlarda zihinlerden uzak bir tabirdir. Her ne kadar Asya’nın totaliter, kavmiyetçi, aşiretçi din devletlerinde reformcu siyasetçilerin ve kadın hakları aktivistlerinin böyle bir hedefi varsa da şimdilik gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor. Hukuki yorumlardaki çeşitliliklerin ortadan kaldırılmasından bazı geleneksel doğu toplumlarında demokrasi kültürünün yerleştirilmesine varıncaya kadar her şey, kadınlar için cumhurbaşkanlığına ulaşmanın imkânsızlığına katkıda bulunuyor.

Dünyada çok az sayıda ülke vardır ki, kanunlarında bir kadının cinsiyetinden dolayı cumhurbaşkanı, başbakan ya da yüksek bir yönetici makamına seçilmesi için gerekli salahiyete sahip olmadığı belirtilmiş olsun

Toplumun dini, siyasi ve kültürel sebeplerle kadın cumhurbaşkanı seçme ve kabul etmeye hazır olma durumu, bugün bazı birinci dünya ve Batı ülkelerinde de gerçekleşmemiş olsa bile, en azından bu sorun, kurallar çerçevesinde halledilmiş bulunmaktadır. Dünyada çok az sayıda ülke vardır ki, kanunlarında bir kadının cinsiyetinden dolayı cumhurbaşkanı, başbakan ya da yüksek bir yönetici makamına seçilmesi için gerekli salahiyete sahip olmadığı belirtilmiş olsun.

İran İslam Cumhuriyeti’nde ise, hâlihazırda yerleşik devlet sistemi içinde ancak devrimden 41 yıl sonra bu çalışma gerçekleştirilebildi. Anayasa Uzmanlar Meclisi’nin detaylı müzakerelerinde, kadınların cumhurbaşkanı seçilmesine muhalif olanların da taraftar olanların da delilleri vardı ve çok fazla tartışma yapıldı. Bu karmaşa, eleştiri ve yorumlara son vermek için ‘adam’ kelimesinden istifade edilmesinin önerilmesiyle sonuçlandı.

Bu teklifin sahipleri, başından henüz yeni devrim geçmiş ve hâlâ dini ve gayridini gruplar arasında süren çekişmelerle hareketlenen bir toplumda ‘adam/erkek’ kelimesinin kullanımının hem trans bireylerin hem de o zamanlarda resmî kurumlarda hâkimiyet sağlamış bulunan dini devrimci grupların isteklerine cevap verdiğini düşünüyorlardı. Ancak, bunu önerenler, gelecekte anayasa yorumcularının bu kelimenin kapsamına kadınları almayacaklarından habersizdiler.

1358 (miladî 1979) yılında Kânûn-ı Esâsî’yi onaylamak ve cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday olma şartlarını belirlemek için bir araya gelen uzmanlar topluluğu, 115 ciddi ihtilaf noktası buldu. Bazıları kanunu “aday olmak için Müslüman, mümin ve inançlı olmak yeterlidir, kanun metninde cinsiyet ve mezhep üzerinde özel bir çekince yer almamaktadır’’ şeklinde yorumlarken, bazıları da idarecilerde ‘erkek’ olmaya vurgu yapmanın Müslümanlığın esaslarından olduğuna inanmaktaydılar. Hatta Ayetullah Muntazıri gibi bazı yazarlar, İslam fıkhında yargı ve velayet meselesinin erkeklere mahsus olduğuna vurgu yapıyor ve kadınların cumhurbaşkanlığı makamına uygun olmadığına inanıyorlardı. Ayetullah Muntazıri, Anayasa’nın 115 ihtilaflı maddesi üzerinde çalışılan oturumlardan birinde şunu söyledi:

“Bir kadının cumhurbaşkanı seçilmesini doğru görmenin fıkhi bir gerekçesi yoktur. İnanıyoruz ki bizim kız kardeşlerimiz İslam’a inanırlar, devrimimiz İslam devrimidir. İslam’a mutabık olan kesin bir hükümden kız kardeşlerimiz rahatsız olmazlar”.  

Bunu söylerken tabii ki referans olarak anketleri, referandumu, rakamları ve istatistikleri dikkate almıyordu. Anayasa Uzmanları Meclisi’nde bunun dışında, kadınların hislerinin yoğun, akıllarının az olduğundan da söz edildi. Esasen bugün bu delilleri değerlendirmek anlamsızdır. Anayasa Uzmanları Meclisi’nin tek kadın üyesi olan Münire Gerci ise, cumhurbaşkanlığı için velayet şartının gerekli olmadığına, aksine bu şartın varlığı halinde yürütmede zorluk yaşanacağına, şer’i kanunlarda da kadınların cumhurbaşkanlığı makamında bulunmasına dair bir yasaklamanın bulunmadığına inanıyordu.

Sonuçta, Uzmanlar Meclisi’nde bu kanun 3 kez oylandı. İlk oylamada ‘erkek olmak’, önerilen metinde beyan edilen şartlardan biriydi. Bu oylamanın sağlıklı olmadığı ilan edildi. İkinci sefer kanun metninde cinsiyet vurgusu yer almıyordu ama ta ki metnin sonuna “Cumhurbaşkanı, şu koşulları taşıyan erkekler arasından seçilir: Aslen İranlı, İran’a bağlı, idareci, tedbirli, sabıkası olmayan, güvenilir, takvalı, inançlı, mümin, ülkenin resmi dinine ve İran İslam Cumhuriyeti’nin temellerine bağlı’’ ibaresi ekleninceye kadar yeterli oy sağlanamadı. Sonunda hazırlanan metin, kullanılan 60 oydan 52’sinin onayını aldı. Komisyondaki ileri görüşlü mollalardan Ayetullah Şehid Beheşti ise, ‘rical** = erkek dindar siyasetçi’ lafzındaki vurgunun erkek-kadın ayrımına işaret etmediğine, şahsiyetli ve dindar olmayı ifade ettiğine inanıyordu. Ancak muhtemelen bir müddet sonra uzmanlar şurası koltuklarında, güvenilen gözlemci hukukçular olarak oturan kişilerin, tahlil ve tespitlerinde ‘rical siyasetçiler’ ifadesini cinsiyet olarak ‘erkek siyasetçiler’ şeklinde yorumlayacaklarını ve hizmet etmeyi çok seven siyasetçilerdeki eril bakış ve güçlü olma arzusunun buna yol açacağını bilmiyordu.

‘Erkek Siyasetçi’ Yorumlarındaki Belirsizlikler

1397 (miladî 2018) yılından sonra devletin düzenlediği kapsamlı seçim kanunu taslağı ile seçim kanununu düzeltme planına yönelik tartışmalar siyasi atmosferde yer aldığında, özellikle devletin pek konuşmadığı, kadınları ilgilendiren alanlardaki değişikliklerden umutlanmalar da arttı. Bazı aktivistler bu düzenlemenin yapılmasıyla, sonunda ‘erkek siyasetçiler’ ifadesi ile ne kastedildiğinin belirlenmiş olacağına inanıyorlardı. Bu taslak aciliyet kaydıyla meclise gönderilmesine rağmen hiçbir zaman gündeme alınmadı. Fakat bu tasarının hazırlayıcıları onu en önemli işleri olarak görüyorlardı ve gündeme alınmasında ısrarcıydılar. Sonunda 10. dönem parlamenterleri tasarıyı onayladılar ve Uzmanlar Şurası’na gönderdiler ama işin uzun sürmesi ve devamının 11. Meclis’e havale edilmesi için şuranın tasarıyı itirazlarla tekrar geri göndermesi bekleniyordu, öyle de oldu. 11. Meclis’in İçişleri Komisyonu’ndan sızan bir haberde ise kadınların yine ihmal edildiği ortaya çıktı.

Her şeye rağmen reform yapmak ve anayasa komisyonuna yeniden sunmak için zamanın geldiğinden ve onlarca yıl sonra ‘erkek siyasetçi’ tanımının kanunda açık ve belirlenmiş bir şekilde yer alabileceğinden ümitvar olan reformcular, hukukçular, sosyal ve siyasi aktivistler, yazıları ve açıklamalarıyla meclis üyelerinin dikkatini anlaşmazlıkları ortadan kaldıracak olan ‘erkek siyasetçiler’ teriminin tarifi üzerine çekmeye devam ettiler.

Kadınlar: Seçim Çalışmaları ve Hâkim İnanışlar

Ünlü kadın siyasetçilerden Azam Talegani, hasta ve belki de ömrünün son zamanlarını yaşıyor olmasına rağmen hemen hemen her yıl İçişleri Bakanlığı’na eşitsizlik içeren bu kanuna itiraz etmek ve seçim kayıtlarında müşahit olmak için baş vuran tek kadındı. Hatta vefatından önceki son seçimler olan 1395 (miladî 2016) Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hazır bulundu. 1400 (miladî 2021) yılı seçim hazırlıklarının yapıldığı bu günlerde ise, İran’da devrimin önderlerinden Ayetullah Talegani’nin kızının eksikliği, meclisten muhtemel seçim kanunu düzenlemesinin 13. dönem seçimlerine kadar uzayabileceğine dair bir haberin sızması ve siyasi atmosferde kadın cumhurbaşkanı fısıltılarının tekrar işitilmeye başlaması sebebiyle açıkça hissediliyor.

Acaba 1390 (miladî 2010)’lı yıllar boyunca gerçekleşen bütün seçimlerde yaşanan iniş çıkışlardan sonra hele ki oy vermenin bile kolay olmadığı bugünkü şartlarda bir kadın adayın topluma sunulması reformistler için toplumsal bünyenin bu akıma geri dönüşünü mümkün kılan bir kurtuluş yolu olarak görülebilir mi?

‘Erkek siyasetçiler’ tanımının yeniden yorumlanma çabaları, kadın cumhurbaşkanı adaylarının ilk defa topluma tanıtılmasıyla sonuçlandı. Modernist Müslüman kadınların önderi ve Yüksek Siyaset Şurası üyelerinden reformist Fatıma Raci, Berna Haber Ajansı’na, önderi olduğu kadın topluluğunun diğer bazı kadın grup ve teşkilatlarıyla birlikte yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir kadın aday gösterebileceğini söyledi. İran’da reformistler, belki de her zaman siyasette kadınların varlığı ile ilgilenen tek grup oldular. 10. Meclis seçimlerinde listelerin hazırlanması esnasında kadınlar için yüzde 30’luk kontenjanın dikkate alınması ve belirli bir yöntemle adayların topluma tanıtılması teklifi reformistler tarafından ortaya konuldu.

Bu öneri, parlamentoda bir seferliğine rekor sayıda kadının yer almasına sebep oldu ama bir sonraki seçimlerde ne listede yer alan kadınlardan ne de kadınlara ayrılan kontenjandan söz edildi. Hatta 1392 (miladî 2013)’den 1394 (miladî 2015)’e kadar geçen sürede sanki her şey donduruldu ve sonraki siyasi, sosyal ve iktisadi olayların gelişimi, 1398 (miladî 2019) yılındaki seçimlere katılımın İran İslam Cumhuriyeti seçim tarihinin en düşük oranı olan yüzde 41’de kalmasına sebep oldu.

Bunu takiben halkın her iki siyasi akıma katılmakla ilgili endişeleri daha ciddi bir hal aldı. Birçok reformist ve siyasi aktivist, reformcu kanadın bu yetersizlik durumunda seçimlere girmemesi gerektiğini ya da eğer girmeye karar verilirse stratejik ortaklıklar kurması gerektiğini söylemekteydiler.

Bu durumda topluma bir kadın adayın tanıtılması akıllara şu soruyu getiriyor. Acaba 1390 (miladî 2010)’lı yıllar boyunca gerçekleşen bütün seçimlerde yaşanan iniş çıkışlardan sonra hele ki oy vermenin bile kolay olmadığı bugünkü şartlarda bir kadın adayın topluma sunulması reformistler için toplumsal bünyenin bu akıma geri dönüşünü mümkün kılan bir kurtuluş yolu olarak görülebilir mi?

15.dönem İslam Şurası Meclisi seçimlerine katılım ilk turda yaklaşık yüzde 42 idi. Birkaç ay gecikmeyle de olsa yapılabilen ikinci turda ise bu oran yüzde 10’un altına düşmüştü ve adayların hiçbiri yüzde 25 sınırını geçemediği için ikinci turda başarılı olmuş sayılamadı. Tabii ki bu yorumlar istatistik rakamlarının güvenilir olduğu varsayılarak yapılan yorumlar olarak kabul edilmelidir. Buna ilaveten ekonomik şartlar ve halkın daha da fakirleşmesinin doğrudan sebebi olan mal ve hizmet temin giderlerindeki dalgalanmalar gibi faktörler, halkın siyasete katılım temayülündeki azalmanın o dönemdeki sebeplerinden sayılabilir. Aynı zamanda hükümete tepkilerin ve güvenlikçi baskıların artması, halkın genel olarak güven ve ümidinin azalması, seçime katılım oranının düşmesine ve muhtemelen 1400 (miladî 2021) yılında yapılacak olan 13. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılım oranının da düşük olacağına dair analizlerle karşılaşmamıza sebep olacak bazı parametrelerdir. Bu temelde reformcu kesim, reform yolunda hükümetin ve fraksiyonların sağduyusundan ümitli olmadığı için seçimlere katılımın düşük olması beklenmekte.

Buna rağmen reformcular, oy verme davranışına radikaller gibi bakmamak gerektiğini düşünüyorlar. Bu yüzden birkaç kere kadın adayın önü kesildikten ve ‘erkek dindar siyasetçi’ kavramı ile durum açıkça ortaya konduktan sonra bile bir sonraki seçimde halkın ilgisinin bir kadın adayın üzerine çekilebilme ihtimali üzerinde çalışmayı sürdürüyorlar. Belki ilk bakışta bu, reformist ve öncü bir eylem olarak kabul edilebilir. Ancak şu çelişkiye dikkat çekmek gerekiyor ki, reformcular 1374 (miladî 1995) yılından beri muhafazakârlar ile aynı sosyal bünyeden neşet eden bir siyasi akımdır. Elbette 23 yıl sonra sadece bir kadın adayın seçimlere katılımının teşvik edilmesine ve onun bir seçim propagandası ya da popülist bir çaba olarak görülmesine güvenerek arzu edilen bir sonucun ortaya çıkması beklenemez.

Bugün bazı sosyal medya kullanıcıları, kadınların spor salonlarına girememek ve yurtdışına giderken eşten izin almak gibi bazı zorluklarına işaret ederek kadın hakları konusundaki problemlerin kişisel olmaktan çıktığını ve artık sosyal meselelerden oluşan bir kördüğüm haline geldiğini belirtiyorlar.

Neticede Uzmanlar Meclisi Sözcüsü Abbas Ali Kethodayi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kadınların aday olması konusunda şunları söyledi: “Gerçekte mesele kanuni yasaklar meselesi değildir. Meselenin temelinde kültürel yaklaşımın bulunduğu ortadadır. Bir kadın cumhurbaşkanında uzlaşabiliriz. Aslında hiçbir zaman bir kadın bakanımız olmamış da değildir. Mahmud Ahmedinejad döneminde bile bir kadın bakanımız olduğunu hatırlarsak gelecekte bir kadın cumhurbaşkanımızın olacağını da öngörebiliriz”.

Ancak Kethodayi’nin 1388 (miladî 2009) yılından bu yana bu konuda yaptığı yorumlara bir göz atarsak kadın adayların seçimlere katılma girişimlerini defalarca eleştirdiğini görürüz ama görünüşe göre Uzmanlar Şurası Sözcüsü’nün vurguladığı şey, medyanın siyasi literatüründe sıkça tekrarlanan ‘ifade özgürlüğü’nün şu anlamdaki bir yorumuydu: “Kadınlar seçimlerde adaylıklarını açıklayabilirler ama seçilmeye salahiyetleri yoktur”. Bu durumda Kethodayi’nin “belki gelecek cumhurbaşkanımız kadın olabilir” şeklindeki son beyanı, İran İslam Cumhuriyeti’nde kadınların hukuki zorluklarına sıkça işaret eden sosyal medya kullanıcılarının gittikçe artan tepkilerinin göğüslenmesini sağladı ve aslında kadınların cumhurbaşkanı seçilebildiği bir İran’ı uzak bir hayale dönüştürdü.

Bugün bazı sosyal medya kullanıcıları, kadınların spor salonlarına girememek ve yurtdışına giderken eşten izin almak gibi bazı zorluklarına işaret ederek kadın hakları konusundaki problemlerin kişisel olmaktan çıktığını ve artık sosyal meselelerden oluşan bir kördüğüm haline geldiğini belirtiyorlar. Bu yumağın çözülme süreci ciddi bir reform gerektiriyor ve sadece bir siyasi aktivite olarak bir kadın cumhurbaşkanı adayının tanıtılması problemi çözmeye yetmiyor.

Kadın Karşıtları

Bu ortamda bazıları da esasen hem reklâm ve seçim çalışmalarının hem de başarıya olan inançlarının siyasi kültür, sosyal şartlar ve güç yapılanmasına bakıldığında kadınların cumhurbaşkanı olması için yeterli olmayacağına inanmaktalar. Bu grup, İran’da kadın ya da erkek cumhurbaşkanı fark etmeksizin yapısal zorlukların bu makamı kanunsuz sınırlamalarla kuşatmış olmasının geçmişte olduğu gibi gelecekte de olacağını, bu yapısal zorluklar halledilmediği sürece de bu makamın verimli çalışmasının ve hatta bu makama başvurularak reform yapılmasının da ümid edilemeyeceğini söylüyorlar. Zorluklara işaret eden bu kişilerin dışında kalan bir grup ise, bu müsbet (pozitif) ayrımcılığı eleştirerek onu da cinsiyet ayrımcılığının bir türü olarak kabul ediyorlar ki, kadın-erkek haklarının eşitliğini sağlamak için daha çok uzun yolu olan ülkelerde pozitif ayrımcılık, reform yollarından biri olarak kabul edilir.

Bir de, bugün kadınlar için ‘Pasteur’*** semtine giden yolun pürüzsüz olduğuna, ancak seçilebilecek yeterliliğe sahip çok fazla kadının bulunmadığına inanan bir grup var ki, reformistler bu gruba cevaben, eğer bu beyan doğru ise hâlen birçok tecrübeli ve ülkedeki en yüksek yönetici koltuğu için rekabet halinde olan kadının neden bugüne kadar idari kadroların ve devlet makamlarının uzun geçmişinde yer almadığını soruyor ve bu soruya kendileri şöyle cevap veriyorlar: “Yürürlükte olan kanunsuz bakış açısı, kadınlara belli bir sınırın ötesinde pürüzsüz bir izin vermiyor ve bu nedenle yüksek idari makamları tecrübe eden kadın sayısı son derece az”.

32 yaşındaki Finlandiya Başbakanı Sanna Marin ve 37 yaşındaki Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in başarılı başbakanlık tecrübeleri, bu raporun eleştirisinde göz ardı edilemez. Bugün sayıları 24’e yakın kadına çeşitli ülkelerdeki en yüksek yönetici makamlarında güven duyuluyor. Yeni Zelanda, Finlandiya, Norveç, Almanya, İzlanda gibi ülkelerin kadın yöneticileri anketlere göre Covid-19 buhranında erkek liderlerden çok daha iyi bir idarecilik örneği gösterdiler. Her ne kadar birinci dünya ülkeleri ile üçüncü dünya ülkeleri mukayese edilemezse de bu ülkelerdeki kadınların siyasi tecrübe edinme şansı açısından İran’dan çok önde olduğu ortadadır.

Eğer Bir Kadın Cumhurbaşkanı Olursa

Bütün bu yorumlara rağmen varsayalım ki, Uzmanlar Şurası’nın yeni yorumları vasıtasıyla engeller kalkmış olsun ve kadınlar ’Pasteur’e yerleşebilsinler. Bu sosyal ve siyasi şartlarda birkaç kadın siyasetçi, muhtemelen 1400 (miladî 2021) yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine katılabilecekler mi?

Meclis İçişleri Komisyonu Başkan Yardımcısı Mahmud Hasan Asgari, seçim kanunu reformu üzerine konuşmasında şunları söyledi: “Eski cumhurbaşkanları, bakanlar, bakan yardımcıları, mecliste en az iki dönem görev yapmış siyasetçiler, bütün geçmiş ve bugünkü komutanlar ve siyasi partiler tarafından tanıtılan kişilerin tamamı ’erkek siyasetçiler’ zümresinden seçilir. Aynı zamanda bütün grupların yöneticileri de daha önce yüksek makamlarda görev yapmış ‘erkek siyasetçiler’ arasından seçilerek halka tanıtılır”. Gelecek seçimlerde bu plan onaylandığı takdirde tanınmış siyasetçi ya da idareci kadınlardan kaç tanesi siyasi bağlantıları dikkate alınmaksızın cumhurbaşkanlığı için bir kampanya düzenleyerek rekabete girişebilir?

Geçmişinde bakanlık tecrübesine sahip olan tek kadın siyasetçi, ikinci Ahmedinejad hükümetinde 3 yıl Sağlık Bakanlığı ve Eğitim-Öğretim Bakanlığı yapan Merziye Vahid Destcerdi, ‘erkek siyasetçi’ terimi hakkında Uzmanlar Şurası’nın yorumunun kapsamı dışında kalıyor. 8 yıl süreyle reform hükümetinde ve 11.Hükümette Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ve Çevre Kurumu Başkanlığı görevinde bulunan Masume İbtikar da bu tanımın dışında kalan diğer bir kadın siyasetçi. Her ne kadar Asgari’nin açıklamasında cumhurbaşkanı yardımcılığına özel olarak işaret edilmiyorsa da bakanların aksine cumhurbaşkanı yardımcıları, hükümet heyetlerinin oturumlarında oy sahibi değiller. Yine de kabinede bakanlarla aynı mertebede kabul edilirler. Muhtemelen bazı kadınların daha alt bir makam olan bakan yardımcılıklarına nispetle bu makamda kadın olarak bulunma tecrübeleri, onlara cumhurbaşkanlığı için rekabet edebilme imkânı sağladı ve bu şekilde ’erkek siyasetçi’ tanımı içine girebildiler.

Dipnotlar:

*İranlı Kadın Sosyolog

**Rical: Yüksek makamlı devlet adamları

***Tahran’da devlet erkanının ikamet ettiği semt

Hemhâl’in Notu:

Bu makale, İranlı Sosyolog Pervin Salahshuri’nin 19 Eylül 2020 tarihinde yaptığı ‘erkek siyasetçi’ tanımı ile ilgili yeni yorumlardaki çelişkiler hakkında yaptığı bir konuşmanın Mercan Zehrani tarafından ulusal günlük yayın yapan İtimad Gazetesi’nde yayımlanmış halidir.

Bu makale Ayşe Asuman Zengin tarafından hemhal.org için kısaltılarak çevrilmiştir. Orijinal metne buradan ulaşabilirsiniz.